• terketmedi sevdan beni,
    aç kaldım, susuz kaldım,
    hayın, karanlıktı gece,
    can garip, can suskun,
    can paramparça...
    ve ellerim, kelepçede,
    tütünsüz uykusuz kaldım,
    terketmedi sevdan beni...

    ahmed arif

  • unutmak kolay mı deme,
    unutursun mihribanım.
    oğlun kızın olsun hele,
    unutursun mihribanım.

    zaman erir kelep kelep,
    meyve dalda kalmıyor hep,
    unutturur bir çok sebep,
    unutursun mihribanım.

    yıllar sinene yaslanır,
    hatıraların paslanır,
    o deli gönlün uslanır,
    unutursun mihribanım.

    hayat böyle bu gemide,
    eskiler yiter yenide,
    beni değil kendini de,
    unutursun mihribanım..

    abdurrahim karakoç

  • sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
    iki başımız var, bir tek bedenimiz.
    ne kadar dönersem döneyim çevrende:
    er geç baş başa verecek değil miyiz?

  • ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
    şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
    bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
    durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
    şu aranıp duran korkak ellerimi tut
    bu evleri atla bu evleri de bunları da
    göğe bakalım
    falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
    inecek var deriz otobüs durur ineriz
    bu karanlık böyle iyi aferin tanrıya
    herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
    hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
    herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
    herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
    nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
    beni bırak göğe bakalım
    senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
    tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
    bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
    sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
    seni aldım bu sunturlu yere getirdim
    sayısız penceren vardı bir bir kapattım
    bana dönesin diye bir bir kapattım
    şimdi otobüs gelir biner gideriz
    dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
    bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
    seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
    durma kendini hatırlat
    durma göğe bakalım

  • her şey sende gizli

    yerin seni çektiği kadar ağırsın,
    kanatların çırpındığı kadar hafif..
    kalbinin attığı kadar canlısın,
    gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
    sevdiklerin kadar iyisin,
    nefret ettiklerin kadar kötü..
    ne renk olursa olsun kaşın gözün,
    karşındakinin gördüğüdür rengin..
    yaşadıklarını kar sayma:
    yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
    ne kadar yaşarsan yaşa,
    sevdiğin kadardır ömrün..
    gülebildiğin kadar mutlusun.
    üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
    sakın bitti sanma her şeyi,
    sevdiğin kadar sevileceksin.
    güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer.
    ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
    bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
    bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
    ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
    ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
    unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
    güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
    kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
    ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
    kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
    işte budur hayat!
    işte budur yaşamak,
    bunu hatırladığın kadar yaşarsın
    bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün.
    ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun.
    çiçek sulandığı kadar güzeldir,
    kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
    bebek ağladığı kadar bebektir.
    ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
    bunu da öğren,
    sevdiğin kadar sevilirsin.

    bardağın içindeki ne olursa olsun, can babaya kaldıralım.

    merhaba can baba, seni özledik.

  • değişir yönü rüzgarın
    solar ansızın yapraklar;
    şaşırır yolunu denizde gemi
    boşuna bir liman arar;
    gülüşü bir yabancının
    çalmıştır senden sevdiğini;
    içinde biriken zehir
    sadece kendini öldürecektir;
    ölümdür yaşanan tek başına,
    aşk, iki kişiliktir.
    bir anı bile kalmamıştır
    geceler boyu sevişmelerden
    binlerce yıl uzaktadır
    binlerce kez dokunduğun ten;
    yazabileceğin şiirler
    çoktan yazılıp bitmiştir;
    ölümdür yaşanan tek başına.
    aşk, iki kişiliktir
    avutmaz olur artık
    seni bildiğin şarkılar;
    boşanır keder zincirlerinden
    sular tersin tersin akar;
    bir hançer gibi çeksen de sevgini
    onu ancak öldürmeye yarar:
    uçarı kuşu sevdanın
    alıp başını gitmiştir;
    ölümdür yaşanan tek başına.
    aşk, iki kişiliktir.
    yitik bir ezgisin sadece
    tüketilmiş ve düşmüş gözden;
    düşlerinde bir çocuk hıçkırır
    gece camlara sürtünürken;
    çünkü hiç bir kelebek
    tek başına yaşamaz sevdasını,
    severken hiç bir böcek
    hiç bir kuş yalnız değildir;
    ölümdür yaşanan tek başına,
    aşk, iki kişiliktir.

  • yaşamaya dair

    yaşamak şakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
    yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
    yaşamayı ciddiye alacaksın,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
    hem de en güzel en gerçek şeyin
    yaşamak olduğunu bildiğin halde.
    yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    yaşamak yanı ağır bastığından.

    diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
    yani, beyaz masadan,
    bir daha kalkmamak ihtimali de var.
    duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
    biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
    hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
    yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
    en son ajans haberlerini.
    diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
    diyelim ki, cephedeyiz.
    daha orda ilk hücumda, daha o gün
    yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
    tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
    fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
    belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
    diyelim ki hapisteyiz,
    yaşımız da elliye yakın,
    daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
    yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
    insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
    yani, nasıl ve nerede olursak olalım
    hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

    bu dünya soğuyacak,
    yıldızların arasında bir yıldız,
    hem de en ufacıklarından,
    mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
    yani bu koskocaman dünyamız.
    bu dünya soğuyacak günün birinde,
    hatta bir buz yığını
    yahut ölü bir bulut gibi de değil,
    boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
    zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
    şimdiden çekilecek acısı bunun,
    duyulacak mahzunluğu şimdiden.
    böylesine sevilecek bu dünya
    "yaşadım" diyebilmen için...
    nazım hikmet

  • benim sevdam başkadır,
    sensiz nefes alamam,
    ne gurur, ne de kapris,
    aşkta kural tanımam...

    canım çeker severim,
    canım çeker öperim,
    herkese rest çekerim,
    aşkta kural tanımam...

    aşkta kural tanımam,
    sevdiğim sensin,
    onu bunu anlamam,
    sen benimsin...

    gülben ergen

  • bertolt brecht

    anladık iyisin,
    ama neye yarıyor iyiliğin.

    seni kimse satın alamaz,
    eve düşen yıldırım da
    satın alınmaz.
    anladık dediğin dedik,
    ama dediğin ne?
    doğrusun, söylersin düşündüğünü,
    ama düşündüğün ne?
    yüreklisin,
    kime karşı?
    akıllısın,
    yararı kime?
    gözetmezsin kendi çıkarını,
    peki gözettiğin kimin ki?
    dostluğuna diyecek yok ya,
    dostların kimler?

    şimdi bizi iyi dinle:
    düşmanımızsın sen bizim
    dikeceğiz seni bir duvarın dibine
    ama madem bir sürü iyi yönün var
    dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
    iyi tüfeklerden çıkan
    iyi kurşunlarla vuracağız seni.
    sonra da gömeceğiz
    iyi bir kürekle
    iyi bir toprağa.

  • ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
    eteklerinde güneş rengi bi yığın yaprak
    ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak

    sular sarardı, yüzün perde perde solmakta
    kızıl havaları seyret ki akşam olmakta