• pazartesi sendromu

    güzel bir haftasonu sonrasında gelen pazartesinin, hafta başı ve iş başı günü olması nedeniyle insanı buhranlara sürükleyen duygu durumudur. bu sendrom genelde pazar gecesinden başlar; pazartesi mesai sonuna dek devam eder.

    bense üç haftalık taze işsiz olarak pazartesi sendromu yaşamamanın verdiği derin bir mutluluk içerisindeyim.

  • league of legends

    yenilgilere, trollere ve saçmasapan her şeyine rağmen oynamaya doyamadığım, bağımlılık yaratan riot oyunu. eu server, tr server'a göre nispeten daha az troll içerir.

  • squid game

    popülaritesini yitirmişken 'ben de eksik kalmayayım' deyip izlemiş olduğum güney kore yapımı dizidir -ki genelde 3'ten az sezonlu dizileri izlemeyi tercih etmiyorum.

    öncelikle söylemek isterim ki bu diziden sonra daha net anladım, ben bu tür survive senaryolarını gerçekten sevmiyorum. bana hayatın ne kadar çirkin, boktan, acımasız ve iğrençliklerle dolu olduğunu hatırlatıyorlar. aynı duyguyu en son the platform (film)inde almıştım. bu yüzden dizinin dram ve vahşet içeren hikayelerine hiç değinmeyeceğim. zira düşündükçe içim paramparça, tüylerim diken diken oluyor.

    benim sevimli kritiklerim şöyle:

    - diziler arası bocalama:
    saygı (dizi)sinin 2. sezon 4. bölümden çıkıp dizinin ilk bölümüne başlayan bir bünye olarak 'yeşil ışık kırmızı ışık' oyununda insanlar patır patır indirilirken caz müzik eşliğinde içkisini yudumlayan sayko yöneticinin ercüment çözer olduğuna yemin edebilir ama ispatlayamazdım. değilmiş tabii. ama sonraki sezonların birinde vip insanlarından biri ercüment çözer çıkarsa hiç şaşırmam.

    - dil meselesi:
    diğer bir konu canımız türkçemiz ile ilgili. türkçe, fransızca kadar zarif ve fonetik bir dil olmasa da, izlediğimiz bu güney kore yapımı diziden sonra yine de çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. kusura bakmayın ama resmen kulaklarım acıdı. hele ki cümlelerin sonundaki o nağmeli 'ağağaaağ' ya da 'hiyihiiiğ' ya da 'ovovoooğ' uzatmalarından bay geldi. yazık la korelilere. şarkı sözleri nasıldır kim bilir.*

    - film-demans:
    ayrıca güney koreli yapımcı arkadaşlarımız izleyici hedef kitlesinin iq'sunu mu desem hafızasını mı desem; bir şeyini çok aşağıda tutmuşlar ilk birkaç bölümde. mesela filmde geçmiş bir olaya ya da nesneye atıf var diyelim, hemen o anın görüntüsünü tekrardan ekrana getirmişler. ööf dedirtti. ben böyle diyorsam sinefiller kafayı yemiştir muhtemel.

    - küfre övgü:
    dizinin çevirisi eminim çok iyidir ama 'bok kırığı' diye bir küfür döndü durdu dizide. gerçekten güney kore'de böyle bir küfür mü varmış? bence yanlışlık var orada. bokun kırığı mı olur yahu? sik kırığıdır o. olmaz yani, küfrün bile bir mantığı olmalı.

    - us and them:
    tabii ki olmazsa olmazlarımızdan bir konu; dizide tanrının varlığı sorgulanmış. er ya da geç bir zamanda, dünyanın inananlar ve inanmayanlar olarak kutuplaşacağını** düşünen biri olarak bu net gönderme hoşuma gitti. ne diyor? yok öyle bir şey, saçmalama diyor. hayatta kalmanın tanrıyla olan ilgisizliği vurgulanıyor. zira her geçen gün inanan sayısı da kat be kat azalmakta. (see: kaynak götüm)

    - darwin rules:
    dizinin odak noktası tabii ki doğal seleksiyon. doğal seleksiyon ise kompleks bir kavram. dizide gücün karşısına bilgeliği koymuşlar. bilgeliğin yanına adaptasyonu eklemişler. tüm bunlara karşı birlik olmayı teklikten üstün görüp birliği oluşturan her tekilin birbirine düşman olabileceğini gösterirken zekanın ve mantık yürütmenin de birliği alt edebilecek niteliklerden olduğunu gözler önüne sermişler. tüm bunların yanında şansın ve insani duyguların varlığını da es geçmemişler.

    - akrabalık pişmanlıktır:
    sonuna doğru ise kan bağına ve kardeşliğe değinilmiş. sen yıllardır kayıp olan kardeşinin izinden o bok çukuruna girmeyi göze al. onu bul. sonra o da sana götlük yapsın. kardeşlik kavramı şahane bir şekilde resmedilmiş. ben de tam olarak babamın oğlunu gördüm in-ho karakterinde. çoğu durumda kan bağı hiçbir şey demek değildir. aynı dizide in-ho'nun babasının oğlunu siklememesi gibi. hayvanlığa bağlı içgüdülerin insanlığa evrimleşebildi mi bana bundan haber ver. yoksa sen evrimini tamamlamadıysan herkes bir hiç. kardeş, dost, tanımadığın biri ya da bir hayvan olsun karşındaki sen evrimini tamamladıysan anlam kazanır. duyguların farklı gösterir hayatı ve herkesi. çünkü o zaman anlarsın hayatın sadece hayatta kalma mücadelesinden ibaret olmadığını. sang-woo piçinden ise hiç bahsetmeyeceğim. yine de onca şerefsizliğine rağmen karakterli bir şekilde ölmeyi başardı. tebriks.

    yalnız gi-hun kardeşimize üzüldüm be. onca şey yaşa, paranı paylaşacağın o tek kişi de eve döndüğün gün ölmüş olsun. kafa gider tabii.

    ben de çoğu kişi gibi çok başarılı buldum diziyi. 2 günde bitti 9 bölüm. muhtemelen bir sonraki sezonda bakış açımızı yönetici tarafına yönelteceğiz. sabırsızlıkla yeni sezonu bekliyorum.

  • bohemian rhapsody (film)

    tam bir müzik ziyafeti sunan filmdir. freddie mercury'nin büyüleyici sesi ve efsane queen grubunun müzikleriyle dolu muhteşem bir iki saat.

    yanlış anlaşılma olmasın tabii; film bir müzikal değil. ancak filmin müziksiz sahneleri boyunca kafanızın içinde istemsizce queen şarkılarını dinliyorsunuz zaten.

    hep izlemek istemiştim ama üzüleceğimi bildiğimden şu zamana kadar elim de gönlüm de başlatamamıştı filmi. bugün izledim. gözlerim dolu dolu ama büyük bir mutluluk ve gururla* izledim bütün filmi. queen parçalarının yaradılışındaki hikayeleri öğrenmek ise bambaşka bir boyut kattı her parçasına.

    ancak yalnızlığının içinde sürüklenişini izlemek çok üzücüydü. içindeki o boşluğa tanık olmak çok sarsıcıydı.

    kedileriyle atıştığı o birkaç saniyelik sahne ise süperdi. film boyunca çok ağlasam da bu sahnede çok güldüm.

    - neye bakıyorsunuz? kolaysa daha iyisini siz yapın! herkes eleştirmen olmuş!

    büyük bir haksızlık değil mi? bu adamın bu kadar genç yaşta ölmesi büyük bir haksızlık değil mi? onu canlı dinleyememiş olmak da bizim için büyük bir kayıp değil mi?

    o live aid konserindeki binlerce kum tanesinden biri olmayı o kadar isterdim ki!

    17 yaşımda dişlerinin freddie mercury'e benziyor olmasının da etkisiyle ilk sevgilimi yapmış biri olarak söylüyorum ki onu tanıyan ya da canlı izleyebilen şanslı kişileri her daim kıskanacağım.

    1960'larda doğamamak çok üzücü. ruhum her zaman '70'lere ait olacak. aşkların gerçek birer duygu dalgalanması, müziklerin ise eşsiz bir tat verdiği o döneme...

  • a star is born

    izlediğim en sikko filmlerdendir.

    ne müzikal, ne romantik ne de komedi filmi diyebilirim. bradley cooper ne kadar karizmatikse lady gaga da o kadar kötü bir oyunculuğa sahip.

    --- spoiler ---

    filmde gram aşk duygusu almadım. hissettiğim genç ve kapalı bir hayat yaşayan güzel sesli bir kızın, kendisini hayal bile edemeyeceği bir hayata çeken yakışıklı, karizmatik, başarılı bir şarkıcıya karşı yaşadığı ve ömrü boyunca yaşayacağı sade bir minnettarlık duygusu.

    ayrıca bradley abimizin kızı sürüklediği hayat da babasının hayalidir; kız başlarda hevesli bile değildir.

    bradley abimiz o ara hayatı sorguladığı ve artık hiçbir anından keyif alamadığı zamanlar yaşamaktadır.

    kızın ise tek olayı doğru zamanda doğru yerde olmasıdır.

    filmde beni tek düşündüren konu şu oldu: eğer bradley abimiz gerçekten aşık olduğu ve aşık olunduğu bir ilişki yaşasaydı, hayat enerjisini tekrar kazanıp intihar etmektense hayatına devam eder miydi?

    --- spoiler ---

  • eski sevgiliye atılmalık yaratıcı mesajlar

    eski sevgiliyi özleyenlere, pişman olanlara, yeni sevgili bulamayıp tekrara dönmek isteyenlere sunulacak dev hizmettir.

  • evden çalışmak

    harika bir durum evden çalışmak. son altı senedir çalışma şeklim aynı zamanda. mobbing ihtimali neredeyse sıfıra yakındır. ancak sevmediğiniz işi yapıyorsanız şartlar ne olursa olsun o iş içinize sinmez. istifa karşıdan göz kırpar.

  • duygusal ilişkilerin güncel sorunu

    güzellik/yakışıklılık ve maddesel olguların tavan yapması. manevi duyguların sıfırlanması.

  • mandalina

    dünyanın en neşeli meyvesidir.

  • sözlük yönetiminden talepler

    google play ve app store için izmir sözlük uygulamasının geliştirilmesi çok önemli. bu sözlüğe katılımı oldukça artıracaktır.

  • alice in borderland

    sıradan bir survive senaryosu diye izlemeye başladığım dizi. sonrasında iş çok başka yerlere gitmeye başladı. alice in wonderland göndermeleri bir yana, paralel evren, simülasyon teorisi ve aşı ile gündeme gelen insan vücuduna mikroçip yerleştirilip insanın hacklenebileceği sorgulamalarını dizideki karakterlerle beraber yaşatan sürükleyici bir hal aldı. bu senaryoyu black mirror prodüksiyonuna sunsalardı muhtemelen ortaya ohannes bir yapım çıkabilirdi. ben beğendim. ikinci sezon da yoldaymış. izlemeye değer. tavsiye ederim.

  • geçim derdi olmasa uğraşılacak iş

    - müzik: çellist olsaydım göklerde bir egom olurdu muhtemelen. kasıntılığımdan yanıma zor yaklaşırdınız. şimdi bile çelloyu kollarıma aldığım anda havam değişiyor.

    - resim: hobi olarak da resim yapıp galerilerde sergilerim olurdu. siz bir de o zaman görecektiniz beni. herkese karıncaya bakar mesafesinden bakardım eminim.

    tabii ki abartıyorum ama çok isterdim sanatla uğraşmayı. muhtemelen de oldukça mütevazi bir sanatçı olurdum. şimdiyse saçmasapan işyerlerinde saçmasapan insanlarla muhattap oluyoruz. bunlara maruz kalmayacak olmak bile çok büyük bir lüks. sanat kafası çok başka. sanatla ilgilenmek bambaşka.

  • the billion dollar code

    google earth'ün çalıntı bir proje olduğunu anlatan sürükleyici mini belgesel dizi. bir oturuşta izlenir. google'a sövdürür.

    --- spoiler ---

    o jürinin aq.

    bu diziyi elbet izleyecekler. verdikleri bu karardan dolayı utanırlar umarım. güçlünün yanında olandan hep nefret ettim, hep edeceğim. ' dont be evil'mış. bu sözü ancak bir şeytan söyler. evet:

    google is evil.

    sinirliyim.

    --- spoiler ---

  • eski sevgiliden geriye kalanlar

    üzerinden ne kadar zaman geçse de evin bir köşesinden, bilgisayarın ücra bir klasöründen çıkabilen zamansız anılardır.

  • maske kimsin sen

    formatı sarmasa da gerçekten enfes kostüm ve maskelere sahip yarışma.

/ 2 »